MİNİK SİYAH TOHUMLAR: CHIA MUCİZESİ

Sağlıklı beslenme, hastalıklardan korunma, günlük hayatta enerjik olma ve ideal kiloya ulaşma/koruma hepimizin önemsediği ortak konular. Durum böyle olunca her geçen gün, bizim için yeni olan ama dünya tarihinde eskilere dayanan, chia tohumları gibi, “süper besin”ler bir anda popüler oluyor. Bir besinin bu kadar trend haline gelmesi elbette insanı önce şüpheye düşürse de; biraz araştırınca neden her yerde chia’lı puding ve salata tarifleri paylaşıldığına anlam verebiliyorsunuz. 🙂 Henüz denemediyseniz ön yargıları bir kenara bırakıp, chia tohumlarını daha yakından tanımaya ne dersiniz?

Maya dilinde “güç, enerji” anlamına gelen chia tohumları, asıl olarak Meksika ve Guatemala topraklarında yetişiyor. 15. yüzyılda Azteklerin tükettiği en önemli besin kaynaklarından biri olan bu tohumların sağlığa büyük faydaları var. Çok önemli bir protein deposu olan chia tohumları içinde barındırdığı yüksek oranda Omega-3 yağ asitleri, vitamin (B1, B2, B3) ve minerallerin (demir, kalsiyum) yanında aynı zamanda zengin bir lif kaynağı.

Faydaları Neler?

Günde 1-2 yemek kaşığı chia tohumu yemeyi alışkanlık haline getirerek faydalarından maksimum oranda yararlanabilirsiniz. Chia tohumları kan şekerini düzenleyici özelliğiyle şeker hastaları için büyük öneme sahip. Kolestrol ve tansiyona olan olumlu etkileri ile kalp ve damar sağlığını koruyor. Kas gelişimine katkıları ve eklem ağrılarını iyileştirici etkiye sahip olmasıyla; yorgunluk hissini azaltmada bulunmaz bir enerji sağlayıcı. Güçlü bir antioksidan olması ve bağırsakları temizleme özelliğiyle detoks için ideal. Son olarak zayıflama ve kilosunu korumak isteyenler için; suyu bünyesine çekerek jel kıvamına gelmesi ile tok tutma özelliğiyle öne çıkıyor. Kısacası faydaları arasında ne ararsanız var!

Nasıl Tüketelim?

Aslında belirgin bir tadı olmayan chia tohumlarını dilediğiniz yiyeceklere katarak tüketebilirsiniz. Başta salata ve puding olmak üzere; omletler, sebze suları, meyveli yoğurtlar bu yiyecekler arasında sayılabilir. Aşağıda önereceğimiz chia puding tarifini kesinlikle denemelisiniz.

Chia Puding Tarifi:

Malzemeler (2 kişilik):

  • 3 yemek kaşığı chia tohumu
  • 250 ml. az yağlı inek sütü (soya sütü, badem sütü veya meyveli süt çeşitleri de kullanabilirsiniz.)
  • 1 tatlı kaşığı bal
  • Tercihinize göre mevsim meyveleri (çilek, kivi, muz, üzüm gibi.)

Hazırlanışı:

Bu pudingin en büyük özelliği pişirmeye gerek olmamasıdır. Çukur bir kap içinde sütü, chia tohumlarını ve balı karıştırın. Yarım saat arayla, toplamda üç defa karıştırarak tohumların şişerken birbirine yapışmasını engelleyin. Bu sırada istediğiniz meyveleri küçük parçalar halinde doğrayın veya rendeleyin. Kaselere bir kat meyve bir kat puding olmak üzere 4-5 kat koyarak servise hazır hale getirin. Afiyetle yiyebilirsiniz. 🙂

EY DİYET GELDİYSEN 3 KERE VUR!

Diyet şehirli insanın kutsal kelimelerinden. Her paragraf içinde, sohbetin en can alıcı noktasında yeni yıl planı arifesinde… Her yerde her zaman diyet!

Hızlı yaşam, uzun mesailer, olmayan uyku düzeni… Bunlar başlı başına bir insanı sağlıksız yapmaya yetecekken yanlış ve dengesiz beslenme de hızlı kilo alımına neden oluyor..

Ve yine şehirli insan her sorununa olduğu gibi bir mucize bekliyor. Alınan kiloları vermede görülen her yolun mubah sayılması ise bu durumu bir kısır döngüye sokuyor. Yapılan şok diyetler, insanların kendi metabolizmasını tanımaması ile kilo vermek sağlıktan çok hastalığa neden oluyor; 3 günde 10 kilo zayıflama vaadi ile bile heyecanlanılabiliyor. Bu durum onlarca diyet tipinin aynı anda nasıl bu kadar popüler olabildiğinin göstergesi.

Kan grubuna göre diyetten tutun da sadece sıvı alarak yapılan diyetlerin yanında protein ya da sebze ağırlıklı diyetlerde insanlar tarafından ilgi görüyor.

Ancak bunların içinden en güvenilir ve ilgi göreni kuşkusuz yiyerek zayıflamak üzere olan programlar. Çünkü bu programlar yapılması gereken en önemli faktörün dengeli beslenmek olduğu anlatmaya çalışıyor insanlara. Ara öğünlerin önemini, kuralcı ve planlı olmanın sonuca etkisini açıklıyor. Egzersizi hayatımıza katmamızı hatırlatıyor.

Besinlerin faydasını da es geçmeyelim. Portakal, greyfurt, limon gibi c vitamini deposu meyvelerin yanı sıra mercimek gibi ana öğünde tüketebileceğiniz bitkisel protein kaynağı. Uzmanlar diyet yaparken mercimek tüketiminin vücuda iyi şeker gireceği için, diyete bağlı negatif semptomların görülmesini ortadan kaldırıyor.
Tüm bu bilgi havuzunun içinde derin bir nefes alıp bizim için hangisinin iyi olacağına karar vermemiz lazım, peki bunu nasıl yapacağız? Kuşkusuz kilo alımının kişiden kişiye değişecek nedenleri var; bu yüzden her şeyden önce bu nedenlerin farkında olup kilo vermeye hazır olmak iyi bir başlangıç. Pek çok görüşün ortak noktası şu: Sadece yeme düzenini değiştirmek değil, fiziksel aktiviteyi de işin içine katmak gerektiğinden, değişecek yaşam şekline karşı motivasyonumuzun olması lazım. Pek tabii uzman görüşü almak da kararımızı desteklemek ve disipline girmek için önemli.

Bu arada konuyu başka bir seviyeye taşıyacak bir not; tüm dünyada gündemde olan body positivity, yani bedeninle barışık olma akımına göre, tek bir vücut tipi yok ve herkes güzel (Oley!). Dolayısıyla kilo vermek değil, sağlıklı olduğumuz / hissettiğimiz kiloda olmak / kalmak daha önemli. Ve bunun yolu da yine, düzenli beslenme ve spordan geçiyor. Düzenli ve sağlıklı beslenme için çözüm bizde; siz sporu halledin yeter 🙂

Hepimize sağlıklı kilomuzda olduğumuz, hafif ve enerjik günler!

ABONEYİM ABONESİN ABONE

Modern zaman bize, kazandırdığı öğretileriyle sınırsız, mobil ve hızlı olmayı aşılasa da her anlamda devamlılık ve sürekli çözümlerden de uzak kalamıyoruz.

Çok sevdiğimiz cafeye devamlı gitmemiz, her ay okuduğumuz dergiyle yarattığımız rutinimiz. Onsuz yapamadığımız ama bir türlü devam edemediğimiz spor salonlarımız.

Tüm bunlar aslında bizi abonelik sistemine götürüyor.

Biz 21. yüzyıl insanları özgür abonelere dönüşüyoruz. Peki abone kimdir? Birçok yerde tanım kısa ve öz; bir hizmet ya da ürünü sürekli olarak almak için anlaşma yapan kişi olarak geçiyor. Abonelik ise bu hizmeti alma hali.

Abonelik sistemi de günümüzün mobil ve hızlı hayatına uyum sağladı. Oturduğumuz yerden kısa bir form ve kredi kartı ile aylık hizmeti dakikada almak mümkün. İşte bu pratiklik bizi özgür kılıyor. Bu dakikalık hizmete dergi ya da spor salonlarının üyeliğinin dışında yemek sektörü de eklendi. Üstelik büyüyerek de devam ediyor. Bunun en önemli sebepleri arasında insanların zamansızlıklarından bir adım sonralarını bile hesaplamak istemeleri.

Yemek sektörünün abonelik sistemindeki en can alıcı kısmı ise zahmetsiz sağlıklı ve sıcak yemeğe ulaşma kısmı. Bu sayede tüketici bugün ne yiyeceğim derdinden de kurtulup içine sindiği gibi beslenebiliyor.

Meal Box’ın yeni hizmeti abone menü ise, abonelik sisteminde aranan özgürlüğü sunuyor. Örneğin zamanlama tamamen sizin tercihinize uygun; ister haftalık, ister aylık satın alım yapabilirsiniz. Dahası, abone menünüzü öğle ya da akşam yemeği olarak çeşitlendirebilir hatta arada kendinize gün atlama şansı vererek esnetebilirsiniz bile. Özellikle çalışan sayısı az ama bir o kadar da dinamik ofislerin taleplerine yönelik geliştirilen bu hizmet sayesinde öğle yemeğinizi istediğiniz zaman tüketebilirsiniz – ısıyı üç saate kadar koruyan özel kutular sayesinde bitmek bilmeyen toplantılar yüzünden aç kalmak tarih oluyor 🙂
Hayatımızı seçimlerimiz ve zamansızlıklarımız üzerine kuruyorken bu sisteme karşı koymak ne haddimize! Siz de bizim gibi düşünüyorsanız, sağlıklı, lezzetli ve dengeli abone menü seçimleri için sizi böyle alalım!

 

 

 

 

KENDİMİ Mİ ÖLDÜRSEM YOKSA KAHVE Mİ İÇSEM?*

Kahve her zaman iyi bir seçim.

Sabah uyanalım diye. Öğle yemeğinden önce enerji versin diye. Yemekten sonra keyif olsun diye.

Yemekten sonra… Kahve… Tanrım!!! Yemekten sonra iyi bir kahve için her şeyi verebilirim diyenlerden misiniz?

Güzel bir yemek üzerine haydi kahve demişsiniz.  Ancak öyle zincir kahvecilere gitmeye niyetiniz yok. Şimdi meşhur üçüncü nesil kahvecilerde gözünüz. Onların dünyasında keyif yapabilirsiniz. Bunu okurken bile burnunuza kahve kokusu geliyor değil mi?

Güzel bir yer buldunuz, self servis ya da bir garson sizinle ilgileniyor. Kahve istediğinizi söylüyorsunuz. Filtre kahve, yumuşak içimli sütlü.. Nasıl demlensin? diye soruyor size. Tamam siz bir kahvekoliksiniz ama demlenme araçlarına çok da hakim olamayabilirsiniz. Aklınızdan, -parmaklarınızla sayıyorsunuz değil mi french press ile, makine ile, bir de expresso makinesi ile yapıldığını düşünüyorsunuz. Ama aeropress, drip yöntemi, sifon yöntemi ya da V60 ne ola?

O zaman birlikte öğrenelim!

Sifon yöntemi ile;

Bu yöntemde haznenin altında bulunan ısıtıcı haznesi vardır. Onun üzerinde; alttakinde su üzerine ise kahve olmak üzere 2 hazne bulunur.

Isıtıcı sayesinde ısınan su yükselir ve metal zincir yöntemi ile üst kısma ulaşarak kahveyi demler. Demleme süresi 3 dakikadır, daha sonra soğumaya başlayan kahve alt kısma süzülür ve kahve posası üst haznede kalır.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

AeroPress yöntemi ile;

Bu yöntem french press ile demleme yöntemine benzer bir yöntemdir. Ancak burada kahvenin aroması öne çıkar ve daha yoğun bir demleme sunulur.

2 ana bölümden oluşur. Bölümlerden biri piston görevi görür. Demleme esnasında piston kısmı aşağıdadır. Yukarıdaki bölüme çekilmiş kahve ve sıcak su eklenir daha sonra bir çubuk yardımı ile karıştırılır. Demlenmeye bırakılır. Servis edileceği bardağa piston üst kısma gelecek şekilde yerleştirilir. Bu yöntem ayrıca french press yöntemindeki gibi posasıyla temas etmediği için acımaz.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

Drip yöntemi ile;

Makine ile demlemeye çok benzer. Alt kısmında bir hazne üst kısmında da bir hazne bulunur. Üst kısma filtre kağıdı yerleştirilir. Kahve hazneye konur ve üzerine dairesel hareketlerle su eklenir. Suyun bir kısmı eklendikten sonra 45 saniye kadar beklenir. Bu sırada kahvedeki yağlar ve gazlar meydana çıkar. 45 saniye sonra suyun kalanı da eklenir.

Demleme yönteminin bir de soğuk metodu vardır. Burada ise kahve haznesine buz damlar ve kahveyi demler.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

V60 yöntemi ile;

Bu demleme yönteminin de kendine özel bir aracı vardır. Huni şeklinde olan haznenin yapısı bir döngü oluşmasını sağlar. Altında demlenen kahveyle dolacağı bir haznesi vardır. Hazneye ıslatılmış filtre kağıdı konur üzerine kahve. Su iki aşamada dökülür. Gazın çıkabilmesi için kahvenin taneciklerinin karışması gerekir. Bunu bir kaşık yardımıyla yapabilirsiniz. İlk kısımda kahvenin yağının çıkması beklenir. İkinci aşama su, 1 dakika bekledikten sonra dökülür. En çok tercih edilen demleme yöntemlerindendir.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

Şimdi, kahveniz nasıl demlensin? 🙂

 

*Albert Camus

KEYİFLİ SOFRALARIN BAŞ TACI: ŞALGAM SUYU

Günümüzde pek çok insan sağlığa zararlı yiyecek ve içeceklerden uzaklaşarak; yöresel ve faydalı lezzetlere hızlı bir geri dönüş yaşıyor. Kültürümüzde özel bir yeri olan şalgam suyu da ağız tadını bilenler için leziz bir eşlikçi olarak sofralarda yerini alıyor. Anavatanı Adana olsa da artık yalnızca güney illerinde değil tüm Türkiye’de hatta birçok yabancı ülkede tüketiliyor.

Turpgiller ailesinden olan şalgam bitkisinden yapılan şalgam suyu; bulgur mayası ve mor havucu da içinde bulundurmasıyla mucizevi bir karışım haline geliyor. Kırmızı renkli ve ekşimsi tatlı olan bu içecek acılı ve acısız olarak mevcut. Adana’da her mevsim sokakta satılan ve yiyecekten bağımsız da tüketilen şalgam suyu özellikle et yemeklerinin, mezelerin ve fasıllı sofraların vazgeçilmez içeceğidir. Neşeli kahkahaları artırıcı etkiye sahip olduğu da düşünülmektedir. 🙂

Şalgam suyunun tercih edilmesinin en büyük nedenlerine bakacak olursak, iştah açıcı lezzetinin yanında sağlığa olumlu etkileri olmasıdır. Vücuttaki toksinlerin atılmasında önemli rol oynayan şalgam suyu, etkili bir antioksidan kaynağıdır. Sindirimi kolaylaştıran etkisi yanında birçok mide rahatsızlığına iyi gelir. Bulgur mayası, karışımın içindeki şekeri parçalayarak; az kalorili ve şeker hastalarının da rahatlıkla tüketebileceği bir içecek haline getirir.

Sinirleri yatıştırıcı etkiye sahip bu içecek, keyifli aile ve arkadaş toplantılarında; geleneksel Türk mutfağı lezzetleriyle bezenmiş sofraların baş tacıdır. %100 doğal ve el yapımı leziz bir şalgam suyu içmek isterseniz; acılı ve acısız seçenekleriyle Ali Göde Şalgam Suları Meal Box’ta sizi bekliyor!

So, keep calm and drink şalgam! 🙂

MUTLULUĞA GİDEN YOL MİDEDEN GEÇER!

Beslenme alışkanlığınızda ufak iyileştirmeler yaparak daha mutlu olmak istemez misiniz? İşte şimdi bunun tam zamanı! Mutluluğa giden yolun midemizden geçtiğini söylemek hiç de yanlış olmaz. Moralimiz bozukken sarıldığımız abur cuburların aksine bize hem sağlık katan hem de mutluluk veren birçok yiyecek var. İşte bunlardan bazılarını sizler için derledik…

Domateste bulunan likopen adlı antioksidan vücuttaki zararlı maddelerin uzaklaştırılmasını sağlarken nörolojik hastalıklara karşı da koruma sağlar. Lif bakımından çok zengindir, sindirimi kolaylaştırır. Hem cilde tazelik verir hem de serotonin üretiminde çok önemli bir yeri vardır.

Ispanak, brokoli, enginar, kuşkonmaz gibi yeşil yapraklı sebzeler serotonin seviyesini artırmak ve korumak için en çok önerilen yiyecekler arasında yerini alır.

Somon ise içerdiği omega-3 yağ asitleri ve B12 vitamini sayesinde birçok kanser riskini azaltır. Düzenli tüketildiğinde özellikle göz, kalp ve cilt sağlığı için çok önemlidir. Bunların yanında içerdiği triptofan sayesinde kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar.

Lif deposu, protein kaynağı ve bağışıklığı güçlendirici etkiye sahip mercimeğin de çok önemli bir serotonin kaynağı olduğu bilinmektedir.

Kısacası bize hiç faydası olmayan abur cuburları yemeye ihtiyaç duymadan mutluluk depolayabileceğimiz birçok yiyecek var. 🙂 Meal Box’ın zengin menüsünde ise bu sağlıklı yemeklerden fazlasıyla var. Canınızın istediği yemeği seçerek, size sağlık ve mutluluk verecek bir öğün için tıklayın!