Gözde Alagöz tarafından yazılmış tüm yazılar

FİLM DEYİP GEÇME KARNIN ACIKIR

Harika bir hafta sonu planı, ayaklarımızı uzatıp film izlemek. Mutluluk işte bu kadar basit.

Film alternatifi bol, bize sadece seçmesi kalıyor. Ancak ne olursa olsun filmlerdeki o yemeklere siz de kitleniyorsunuz değil mi? Kadın orada büyük bir dramanın eşiğinde ama siz onun önündeki makarnaya odaklanıyorsunuz. Başka bir filmde kahramanımız sevdiği adamı geri kazanmaya çalışıyor ama o da ne, önündeki tatlılar… Yemekler tarafından baştan çıkarılışlarımız sizi kötü hissettirmesin; bunlar bizi acıktıran filmler.Herkes kendi listesini yapsın, bu hafta sonu ayaklarımızı uzatıp en sevdiğimiz filmleri seyredip acıkacağız.
Biz listemizi yaptık, buyurun buradan acıkalım.

Çikolata ( Chocolat – 2000)
İsmini duyup güzel bir film olmayacağını düşünmek mümkün değil. Filmimiz kızıyla küçük bir kasabaya gelen bir kadının hayatını anlatıyor. Bu sırada aşkı da bulacaktır. Kahramanımız bir sürü şeyi yaşar ama bizim aklımızda o çikolataların yapılışı kalır. Haydi itiraf edin, acı biberli çikolatayı filmi izledikten sonra denemek istemedik mi?

Aşk Tarifi ( No Reservation – 2007)
Kate, iyi bir restoranda başarılı bir aşçıdır, olaylar birbirini takip eder ve artık küçük yeğeninin vasiyeti ona kalmıştır. Tüm bunlarla baş ederken mutfakta çalışmaya yeni başlayan Nick güzel şefimize her zaman destek olur. Ve sonunda ta taam mutlu son.

Film baştan sonra leziz yemeklerle dolu ancak en ulaşılabilir ve ağız sulandıran, şu an kalkıp yapmam lazım dediğimiz şey Nick’in küçük kız yemek yemiyor diye onun için yaptığı makarnaydı.

Hımm düşündüm de evet o makarna… Acıktık mı?! Daha devam ediyoruz ama…

Julie & Julia (Julie & Julia – 2009)
Filmin içine serpiştirilmiş birçok öğe var ama ben en çok iki başrol oyuncusunun kendilerini gerçekleştirme yolundaki adımlarını hayranlıkla izledim. Kısaca filmden bahsetmek gerekirse; Julie, Julia Child adında bir aşçıya hayrandır ve yolunu bulmaya çalıştığı biz zamanda, 1 sene boyunca her gün kitabında yer alan yemekleri pişirecektir. O pişirecek biz ise midemizin gurultusuyla baş başa kalacağızdır. Her gün birbirinden lezzetli, yaptığı yemekleri görerek biraz da gaza geleceğiz; “Ben de yaparım” diyeceğiz ama sonra nerede yiyebileceğimizi araştıracağız.

Ratatuy (Ratatouille – 2007)
Fransa’da, harika bir mutfakta geçen filmde yemek yapmayı beceremeyen bir aşçı çırağı ve yemek yapmayı tutkusu haline getiren bir farenin mutfaktaki dostluğunu izliyoruz. Fransız mutfağını görüp acıkmamak elde değil ama en çok o “ratatuy” aklımızda. Film biter bitmez bu yemek nedir, ne değildir diye Google’ladık ama yazamadık. Neyse ki Fransızcadan Türkçeye çevrilen isim akıllarımızda yerini aldı.

Şimdi elleri görelim, yeteri kadar acıkıp “Çok güzel filmdi ama şu an güzel bir yemek olsa da yesek!” diyenler! İşte o an, tam Meal Box’tan sipariş verme zamanı. Bir tıkla ya da arayarak… O filmlerde gördükleriniz kadar lezzetli ve çeşitli.

Afiyet olsun.
Bu arada bir daha filme başlamadan önce sipariş verin siz. Hem yiyin hem izleyin.

CIZ.IO MEETUP’TAYDIK!

Çalışan kafaların karnı çabuk acıkır. Bunu iyi bildiğimizden geçtiğimiz cumartesi günü bir DAM Start-up Studio girişimi olan Ciz.io ile birlikteydik.

Ciz.io’yu duymayanlarınız vardır belki. Kendisi girişimcilerin iş modellerini planlamak amacıyla kullandıkları bağımsız ve ücretsiz bir platform. Ciz.io ile girişimciler iş modelini kolayca tanımlamak için kanvaslar çizebiliyor; dilerse bu kanvasları paylaşabiliyor.

Ciz.io üyeleri 5 Mart Cumartesi günü, startup’lara ışık tutacak birçok yararlı seminer ve workshoplardan oluşan Ciz.io MeetUp’ta bir araya geldi. Biz de etkinliğin yemek sponsoru Meal Box olarak oradaydık. Çalışan ve üretenleri sağlıklı yemeklerimizle buluşturduğumuz için mutluyuz.

Etkinliğin öğle arasında, katılımcılar onlara sunduğumuz ızgara köfte, ızgara tavuk ve fırınlanmış nohut menülerimizden seçtiklerini alabildiler. Hem yemek, hem sohbetle geçen zamanın ardından çok güzel dönüşler aldık.

Bizi bu keyifli ortama dahil eden Ciz.io’ya teşekkür ederiz.

 

EY DİYET GELDİYSEN 3 KERE VUR!

Diyet şehirli insanın kutsal kelimelerinden. Her paragraf içinde, sohbetin en can alıcı noktasında yeni yıl planı arifesinde… Her yerde her zaman diyet!

Hızlı yaşam, uzun mesailer, olmayan uyku düzeni… Bunlar başlı başına bir insanı sağlıksız yapmaya yetecekken yanlış ve dengesiz beslenme de hızlı kilo alımına neden oluyor..

Ve yine şehirli insan her sorununa olduğu gibi bir mucize bekliyor. Alınan kiloları vermede görülen her yolun mubah sayılması ise bu durumu bir kısır döngüye sokuyor. Yapılan şok diyetler, insanların kendi metabolizmasını tanımaması ile kilo vermek sağlıktan çok hastalığa neden oluyor; 3 günde 10 kilo zayıflama vaadi ile bile heyecanlanılabiliyor. Bu durum onlarca diyet tipinin aynı anda nasıl bu kadar popüler olabildiğinin göstergesi.

Kan grubuna göre diyetten tutun da sadece sıvı alarak yapılan diyetlerin yanında protein ya da sebze ağırlıklı diyetlerde insanlar tarafından ilgi görüyor.

Ancak bunların içinden en güvenilir ve ilgi göreni kuşkusuz yiyerek zayıflamak üzere olan programlar. Çünkü bu programlar yapılması gereken en önemli faktörün dengeli beslenmek olduğu anlatmaya çalışıyor insanlara. Ara öğünlerin önemini, kuralcı ve planlı olmanın sonuca etkisini açıklıyor. Egzersizi hayatımıza katmamızı hatırlatıyor.

Besinlerin faydasını da es geçmeyelim. Portakal, greyfurt, limon gibi c vitamini deposu meyvelerin yanı sıra mercimek gibi ana öğünde tüketebileceğiniz bitkisel protein kaynağı. Uzmanlar diyet yaparken mercimek tüketiminin vücuda iyi şeker gireceği için, diyete bağlı negatif semptomların görülmesini ortadan kaldırıyor.
Tüm bu bilgi havuzunun içinde derin bir nefes alıp bizim için hangisinin iyi olacağına karar vermemiz lazım, peki bunu nasıl yapacağız? Kuşkusuz kilo alımının kişiden kişiye değişecek nedenleri var; bu yüzden her şeyden önce bu nedenlerin farkında olup kilo vermeye hazır olmak iyi bir başlangıç. Pek çok görüşün ortak noktası şu: Sadece yeme düzenini değiştirmek değil, fiziksel aktiviteyi de işin içine katmak gerektiğinden, değişecek yaşam şekline karşı motivasyonumuzun olması lazım. Pek tabii uzman görüşü almak da kararımızı desteklemek ve disipline girmek için önemli.

Bu arada konuyu başka bir seviyeye taşıyacak bir not; tüm dünyada gündemde olan body positivity, yani bedeninle barışık olma akımına göre, tek bir vücut tipi yok ve herkes güzel (Oley!). Dolayısıyla kilo vermek değil, sağlıklı olduğumuz / hissettiğimiz kiloda olmak / kalmak daha önemli. Ve bunun yolu da yine, düzenli beslenme ve spordan geçiyor. Düzenli ve sağlıklı beslenme için çözüm bizde; siz sporu halledin yeter 🙂

Hepimize sağlıklı kilomuzda olduğumuz, hafif ve enerjik günler!

ABONEYİM ABONESİN ABONE

Modern zaman bize, kazandırdığı öğretileriyle sınırsız, mobil ve hızlı olmayı aşılasa da her anlamda devamlılık ve sürekli çözümlerden de uzak kalamıyoruz.

Çok sevdiğimiz cafeye devamlı gitmemiz, her ay okuduğumuz dergiyle yarattığımız rutinimiz. Onsuz yapamadığımız ama bir türlü devam edemediğimiz spor salonlarımız.

Tüm bunlar aslında bizi abonelik sistemine götürüyor.

Biz 21. yüzyıl insanları özgür abonelere dönüşüyoruz. Peki abone kimdir? Birçok yerde tanım kısa ve öz; bir hizmet ya da ürünü sürekli olarak almak için anlaşma yapan kişi olarak geçiyor. Abonelik ise bu hizmeti alma hali.

Abonelik sistemi de günümüzün mobil ve hızlı hayatına uyum sağladı. Oturduğumuz yerden kısa bir form ve kredi kartı ile aylık hizmeti dakikada almak mümkün. İşte bu pratiklik bizi özgür kılıyor. Bu dakikalık hizmete dergi ya da spor salonlarının üyeliğinin dışında yemek sektörü de eklendi. Üstelik büyüyerek de devam ediyor. Bunun en önemli sebepleri arasında insanların zamansızlıklarından bir adım sonralarını bile hesaplamak istemeleri.

Yemek sektörünün abonelik sistemindeki en can alıcı kısmı ise zahmetsiz sağlıklı ve sıcak yemeğe ulaşma kısmı. Bu sayede tüketici bugün ne yiyeceğim derdinden de kurtulup içine sindiği gibi beslenebiliyor.

Meal Box’ın yeni hizmeti abone menü ise, abonelik sisteminde aranan özgürlüğü sunuyor. Örneğin zamanlama tamamen sizin tercihinize uygun; ister haftalık, ister aylık satın alım yapabilirsiniz. Dahası, abone menünüzü öğle ya da akşam yemeği olarak çeşitlendirebilir hatta arada kendinize gün atlama şansı vererek esnetebilirsiniz bile. Özellikle çalışan sayısı az ama bir o kadar da dinamik ofislerin taleplerine yönelik geliştirilen bu hizmet sayesinde öğle yemeğinizi istediğiniz zaman tüketebilirsiniz – ısıyı üç saate kadar koruyan özel kutular sayesinde bitmek bilmeyen toplantılar yüzünden aç kalmak tarih oluyor 🙂
Hayatımızı seçimlerimiz ve zamansızlıklarımız üzerine kuruyorken bu sisteme karşı koymak ne haddimize! Siz de bizim gibi düşünüyorsanız, sağlıklı, lezzetli ve dengeli abone menü seçimleri için sizi böyle alalım!

 

 

 

 

KENDİMİ Mİ ÖLDÜRSEM YOKSA KAHVE Mİ İÇSEM?*

Kahve her zaman iyi bir seçim.

Sabah uyanalım diye. Öğle yemeğinden önce enerji versin diye. Yemekten sonra keyif olsun diye.

Yemekten sonra… Kahve… Tanrım!!! Yemekten sonra iyi bir kahve için her şeyi verebilirim diyenlerden misiniz?

Güzel bir yemek üzerine haydi kahve demişsiniz.  Ancak öyle zincir kahvecilere gitmeye niyetiniz yok. Şimdi meşhur üçüncü nesil kahvecilerde gözünüz. Onların dünyasında keyif yapabilirsiniz. Bunu okurken bile burnunuza kahve kokusu geliyor değil mi?

Güzel bir yer buldunuz, self servis ya da bir garson sizinle ilgileniyor. Kahve istediğinizi söylüyorsunuz. Filtre kahve, yumuşak içimli sütlü.. Nasıl demlensin? diye soruyor size. Tamam siz bir kahvekoliksiniz ama demlenme araçlarına çok da hakim olamayabilirsiniz. Aklınızdan, -parmaklarınızla sayıyorsunuz değil mi french press ile, makine ile, bir de expresso makinesi ile yapıldığını düşünüyorsunuz. Ama aeropress, drip yöntemi, sifon yöntemi ya da V60 ne ola?

O zaman birlikte öğrenelim!

Sifon yöntemi ile;

Bu yöntemde haznenin altında bulunan ısıtıcı haznesi vardır. Onun üzerinde; alttakinde su üzerine ise kahve olmak üzere 2 hazne bulunur.

Isıtıcı sayesinde ısınan su yükselir ve metal zincir yöntemi ile üst kısma ulaşarak kahveyi demler. Demleme süresi 3 dakikadır, daha sonra soğumaya başlayan kahve alt kısma süzülür ve kahve posası üst haznede kalır.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

AeroPress yöntemi ile;

Bu yöntem french press ile demleme yöntemine benzer bir yöntemdir. Ancak burada kahvenin aroması öne çıkar ve daha yoğun bir demleme sunulur.

2 ana bölümden oluşur. Bölümlerden biri piston görevi görür. Demleme esnasında piston kısmı aşağıdadır. Yukarıdaki bölüme çekilmiş kahve ve sıcak su eklenir daha sonra bir çubuk yardımı ile karıştırılır. Demlenmeye bırakılır. Servis edileceği bardağa piston üst kısma gelecek şekilde yerleştirilir. Bu yöntem ayrıca french press yöntemindeki gibi posasıyla temas etmediği için acımaz.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

Drip yöntemi ile;

Makine ile demlemeye çok benzer. Alt kısmında bir hazne üst kısmında da bir hazne bulunur. Üst kısma filtre kağıdı yerleştirilir. Kahve hazneye konur ve üzerine dairesel hareketlerle su eklenir. Suyun bir kısmı eklendikten sonra 45 saniye kadar beklenir. Bu sırada kahvedeki yağlar ve gazlar meydana çıkar. 45 saniye sonra suyun kalanı da eklenir.

Demleme yönteminin bir de soğuk metodu vardır. Burada ise kahve haznesine buz damlar ve kahveyi demler.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

V60 yöntemi ile;

Bu demleme yönteminin de kendine özel bir aracı vardır. Huni şeklinde olan haznenin yapısı bir döngü oluşmasını sağlar. Altında demlenen kahveyle dolacağı bir haznesi vardır. Hazneye ıslatılmış filtre kağıdı konur üzerine kahve. Su iki aşamada dökülür. Gazın çıkabilmesi için kahvenin taneciklerinin karışması gerekir. Bunu bir kaşık yardımıyla yapabilirsiniz. İlk kısımda kahvenin yağının çıkması beklenir. İkinci aşama su, 1 dakika bekledikten sonra dökülür. En çok tercih edilen demleme yöntemlerindendir.

Bakayım nasılmış derseniz tıklayın!

Şimdi, kahveniz nasıl demlensin? 🙂

 

*Albert Camus